Bellatores
Döneminin Baş Seherbazı, Ezekiel Harris tarafından kurulan örgütün anlamı Adaletin Savaşçılarıdır. Resmi olarak 1970 yılında kurulan ve kendisine bu ismi veren grup, aslında 1960 yılından beri gizliden gizliye varlığını sürdürmektedir.
Bu topluluk, tek bir amaç için kurulmuştur; adalet. Sihir bakanı Austin Hudson’ın adaletsizce sürdürdüğü 35 yıllık hükümdarlığa ve insanların inatla yok saydığı diktatörlüğe dur demek için, özgürlükçü ve yenilikçi bireylerin bir araya toplanmasıyla oluşmuştur. # Devamı İçin TIKLAYINIZ!
Scuta
Ingemar Byström tarafından ‘Düzenin Kalkanı’ adı altında kurulmuşlardır. 1970 yılında, Bellatores gibi güçlü bir örgütün ortaya çıkışı ile, birnevi mecburiyet sebebiyle savunma gücü olarak ortaya çıkmıştır.
İlk kuruluş amaçları düzeni (Bu vesileyle aslıda Sihir Bakanı ve bakanın inançlarını) korumak olsa dahi, çoğu üyenin katılım amacı doğrultusunda daha nebze Bellatores’u ortadan kaldırmak şeklinde amaç kayması oluşmuştur. Buna rağmen liderleri Byström, bu amacı reddederek tüm isteklerinin halk tarafından demokratik yollarla beş kere seçilmiş olan bakanı ve bununla beraber düzeni korumak olduğunu birçok kez belirtmiş, belirtmeye devam etmektedir. # Devamı İçin TIKLAYINIZ!
KARAKTER DEĞİŞİM ARACI
♣ Karakter Değiştir ♣
K.Adı:
Şifre:

HOGWARTS: AÇIK!
TARİH: KASIM 1975

Paylaş
 

 Merovenjler Ölümü Asla Unutturmaz

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Crassus Merovech Rischer
Büyücü
Ϟ Rp Beğenileri : 11

Crassus Merovech Rischer
Büyücü
Güncellenecektir...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Crassus Merovech Rischer
Büyücü
Ϟ Rp Beğenileri : 11

Crassus Merovech Rischer
Büyücü



"Ben ki, batı sahillerinin Prensiydim müjdelenen. Ne gelmeyecek kıyamettir dizginleyen beni, ne de olmayan merhametimdir şımartan nefsimi. Bulutlar devşiririm tek bir nefesimle, kavimler yıkan zelzele olurum azametimle. Çektiğim ıstıraplar ekinimse, azmim de hasadımdır.

Sen ki, efendi zannedilen bir ahmak! Krallar kralı, sahte tanrıların buyruğu olsan neye yarar? Nasıl uğradıysa o korkak kahramanın, Skamender nehrinin yüce gazabına; sen de öyle akıntıya kapılıp giden bir toprak gibi dağılacaksın yerinle, yurdunla... Ateşimle imtihan olacaksın, kor alevde kavrulan bir dirhem tunç misali ve savrulacaksın çaresizce duman olup, zehirlemek üzere soyunu, sopunu."




Meraklı gözlerden kolaylıkla sakınabilecek kadar kamufle, gecenin karanlığına bulanmış haldeki birkaç çift kanadın arkasında, sis dolu geceyi yararcasına süzülmekteydi abanoz ağacından siyah ahşaplarla kuşanmış kapkara bir vagon. Tahtalarına sürtünen sert yelin etkisiyle sarsılıyordu zemini, duvarları ve hatta içerisindeki okami derisinden, teal mavisinden koltukları... Yalnızca ölümün soğuk yüzüne tanık olanların görebileceği, dehşetin ve her türlü kötücüllüğün alameti sayılabilecek bir testralin başıyla süslenmiş gümüş tokmağının altında, kıvrımlı hatlarıyla özenli bir el işçiliğinin ürünü olduğu her halinden belli olan bastonu kavramış olmasına rağmen, titremekten alıkoyamayan bir çift yaşlı, buruşuk el... Kara kadife bir ceketin, üzerinde kehribar renginde birer “M” sembolü taşımakta olan kol düğmeleriyle süslenmiş haldeki kolluklarından uzanmaktaydı bastonun gümüş tokmağına. Ceketin göğüs cebine özenle yerleştirilmiş, tüm bu atmosfere tezat beyazlıktaki mendilini tekrardan bir düzeltme gereği duydu, yaşlı ellerin sahibi. Kadife kumaşın iç cebine uzanıp, demir ve yuvarlak bir cisim çıkardı, ucunda sallanan gümüş zinciriyle. Köstekli saatin kapağını açan parmaklarını takriben, vagondaki sarsıntıyla uyumlu, tanıdık bir tıkırtı yükselmişti peşi sıra. Yaşlı adamın yorgun bakışları ise akreple yelkovanın durdukları noktaları itinayla incelemekteydi o sırada.

Ne çok geçti harekete geçmek için, ne de çok erken. Alçaldığı hissedilen vagonun tekerlekleri gürültüyle konmadan evvel taş zemine, saatini tekrardan iç cebine bırakmayı akıl edebilmişti Crassus. Perdeyi iki parmağıyla aralayıp, sokağın ucunda kara bir siluet gibi yükselen üç katlı Barthélemy Malikanesini seçebiliyordu rahatlıkla. Nihayet durduğunda ise araç, bastonundan güç alarak kalktı koltuğundan ve yavaşça açılan kapıdan aşağıya inip, taş kaldırıma ayak bastı. Aracın hemen önünde koşum takımlarıyla dizginlenmiş görkemli testrallerine doğru yaklaşıp, neredeyse sevecen denilebilecek bir tavırla deri  kanatlarını ve uysal başlarını okşamaya başladığı esnada, sürücü koltuğunun üzerinden, komut beklercesine kendisine dikilmiş bir çift gözü de fark etmişti haliyle. Parmaklarıyla bakışların sahibine beklemesini buyur eden bir işaret yolladıktan sonra da ekledi. “Ziyaretin kısası makbuldür.”

Dilsiz bir ev cinine sahip olduğuna şükrederek malikanenin yolunu tutmuştu şimdi taş kaldırımın üzerinde. Sokağın sonuna doğru, evin bahçesini saran alçak duvarın bittiği yerde, koca sokağın yanmayan tek sokak lambasının altında konuşlanmış siyah cübbeli, kukuletalı bir figür, belli belirsiz seçilmekteydi karanlıklar arasından. Bastonunu tek eliyle iyice kavrayıp yanına yaklaştı Crassus, malikaneyi gözlediği besbelli olan bu adama. “Gündüz külahlı gezersin, gece kukuletalı...”

Aralarında neredeyse iki adım kalmıştı ki, durup malikaneye çevirdi yüzünü ihtiyar gözlerin sahibi. Gölgeli bakışlarıyla, Barthélemy ailesinin yarı veela çocuklarını yetiştirdiği bu şer yuvasını son bir kez daha süzdü. Fransadaki Barthélemy’lerin uzunca bir süredir Bellatores’e el altından maddi yardımda bulunduğunu, Nicolas Dylan Barthélemy’nin de bu yardımları rüşvet mahiyetinde kullanmaya başladığını, kısa süre önce McCormack’ın Gringotts’tan bağlantısı sayesinde öğrenebilmişti. Ama bardağı taşıran son damla kuşkusuz, Crassus’un bir süredir güzelce beslemekte olduğu Büyüceşura üyelerine ödenen rüşvetler olmuştu. Öyle ki bu rüşvetler, malum yetkililerin başta McCormack olmak üzere Rischer’lar ile ilgili eski defterleri açmalarına ve ellerini hadleri olmayan sofralara uzatmaya cüret etmelerine sebebiyet vermişti. Nicolas’ın niyeti ne olabilirdi, kestiremiyordu; ve Crassus, bilmediği meselelerle uğraşmayı eskisi kadar çok sevmiyordu. “Yemek çoktan pişti, neredeyse altı yanacak. Nerede şu senin maşa? Pek duyduk methini.”

Karalar içerisindeki adamın arkasından, neredeyse bel hizasında bir canlı beliriverdi aniden. Üzerinde krem rengi bir pardösü, gözünde hangi güneşten sakınmak için taktığı kestirilemeyecek bir güneş gözlüğü, gür ve pala bıyıklarıyla meymenetsiz bir cincüce, hiddet dolu bakışlarla bu anı bekliyormuş gibi yaklaşmaya başladı bahçeyi çevreleyen duvara doğru. Alaycı bir gülümseme takındı Crassus. Bu adamın sürprizleri, akrabası olmasına ve onu bu kadar yıldır tanımasına rağmen, hala kendisini şaşırtabiliyordu. “Umarım dili de, boyu kadar kısadır.” Yaratığın huzursuz homurdanmalarına aldırış etmeden, siyah cübbeler içerisindeki karartıya çevirdi yüzünü. Bastonunu kavrayıp, testral başlı gümüş tokmağı adamın göğsüne doğrultarak devam etti konuşmasına. “O Veela meraklısı, kanı bozuk Fransız züppelerine bir mesaj bırakmalısın bu gece! Merovenjler ölümü asla unutturmaz!”


En son Crassus Merovech Rischer tarafından 11.02.21 3:57 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kroiz Long
Sihirli Yaratık
Ϟ Rp Beğenileri : 14

Kroiz Long
Sihirli Yaratık
Havanın Kroiz’in ruh hali kadar belirsiz olduğu bir günde karanlık sokaklarda yürüyen iki adamdan kısa olanı kendi kendine deneme yapmaktaydı. “Nihahaha- yok böyle değil Nuhaha- yok bu da olmadı. Lanet olsun gelmeden önce daha fazla kötücül gülüşüme çalışmam gerektiğini biliyordum.” Kafasını sallayarak önünde yürüyen, uzun boyluluğu yüzünden kara bir dağa benzeyen adama baktı. Birkaç gün önce, uzun süredir planladığı ‘Kontun evini yumurtalama’ adlı kötücül planını uygulamaya gideceği sırada tanışmıştı bu adamla. Şu anda olduğu gibi o zaman da karalar içerisinde, gözlerinde ne olduğu belirsiz bir kıvılcım ile önünde duruyordu. 

İlk başta onu durdurmak için gelen, sıradan Sihirli Yaratıkların Düzenlenmesi ve Denetimi Dairesi Çalışanlarından biri olduğunu sanmış olsa daha sonra adamla konuştuğunda işlerin çok farklı olduğunu anlamıştı. Adam onu durdurmaya değil, cesaret vermeye gelmişti adeta. Asıl gözüne takılan şey ise onu normal bir insan yerine koyarak konuşmasıydı. Daha sonra adının Feichin Mccormack olduğunu öğrendiği bu büyücü, ona geçmişte yarattığı problemleri bakanlıktan gizleyeceğini, lakin karşılığında onunla bir malikâneyi yakmak için yardım istediğini söylemişti. İlk teklifi onu yorucu düellolardan uzaklaştırırken bedeli ise başka bir hediyeydi adeta. Ne de olsa Kroiz kontları sevmezdi ve kontlar nerede yaşardı, tabii ki malikânelerde. Teklifin onu memnun ettiğini çaktırmamaya özen göstererek işi kabul etmişti cincüce. Yakacakları evin sahibinin, Barthelemy ailesinin Gringotts'ta rüşvet ve Bellatores için para ödediğini öğrenmesi ise işleri daha da alevlendirmişti. Artık, yapması gereken bu sırada ne giyeceğini bulmaktı, ve kesinlikle şık bir şeyler olacaktı.

Malikânenin önüne geldiklerinde cücenin değimi ile Feci Bey’in anlattığı, olay sırasında yanlarında olacak son kişiyi beklemeye başladılar. Onlara doğru, yaşlı bir adam yaklaştığında burnunu kaşıyarak yüzünü buruşturdu “Kont mu bu adam…” diye fısıldadı. Siyah saçlı adam çalışacakları kişinin zengin bir yaşlı bunak olacağını söylememişti. ‘İş iştir, kabul ettik artık. Şimdi işleri ısıtma zamanı.’ gözlüğünü düzeltti ve arkasında durduğu adamın yanından öne çıktı ve bahçenin kilitlendiği belli olan kapısına doğru ilerledi. Arkasından yapılan yoruma, maalesef ki yalnız kafasının içinde, ‘Umarım yaşın kadar saygılısındır.’ diye karşılık verdi. Asasını çıkardı ve hiç zorlanmadan kapıdaki kilidi kırdı. Metal parmaklıklar gıcırdayarak açıldığında iki adama dönerek kaşlarını çattı. “Bu malikâneye bu kadar kolay girilmesi imkânsız, daha önceki deneyimlerime bakarak söyleyebilirim ki bu işte kesin bir tezek var.” Feci Bey ona kafasıyla önden gitmesini ima ettiğinde iç çekerek olası bir tehlike bulmak için önüne döndü.

 Görünüşte bir sıkıntı yoktu, ya gerçekten davetsiz misafirlere karşı önlem almamışlardı, ya da ortada gizli bir tuzak vardı. Hafifçe eğilerek kafasını kapıdan geçirdi ve etrafına bakındı. Gözlerini kısarak çalılara baktığında ay ışığında bir şeyin parladığını fark etti. Gözlerini devirmeden edememişti, ne de olsa bu gördüğü şey her ne ise kafasının yukarısında- normal bir insanın tam da kollarını rahat hareket ettirebileceği noktaya nişan alacak şekildeydi. ‘Bakalım gerçekten tahmin ettiğim şey mi’ diyerek kapıdan içeriye adım attı. Adım attığı anda bir mekanizmayı harekete geçirmiş olacak ki, kafasının üstünden saçlarını okşayan bir madde geçmişti. Sol tarafına baktığında tam da tahmin ettiği şekilde bir mekanizma kurulduğunu anladı; onu ıskalamış ve bir şekilde yere çakılmış bir vaziyette kıvranan bir madde. Anlaşılan maddenin amacı davetsiz misafire isabet ederek onu en azından kollarını hareketsiz bırakmaktı.  Kroiz; yapışkanımsı, yeşil renkli iğrenç maddeden gözlerini çekerek arkasına döndü ve iki adama gülümsedi “Cincüce beklememişler, çok büyük yanlış. Ben olası bir tuzak var mı diye bakmaya devam ediyorum.” dedi ve bir adım daha attı. İkinci adımında ise kafasının üstünden kocaman, kaslı bir dal hızla savruldu.

“İnanamıyorum gerçekten hiç mi olasılığı düşünmemişler.”

Bütün girişi kontrol ettiğinde sorucunun cevabını almıştı, evet gerçekten davetsiz misafir olarak bir cincücenin geleceğini düşünmemişlerdi.

 “…bunu varlığıma yapılan bir hakaret olarak algılıyorum.”




aw ye:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Feichin McCormack
Daire Başkanı
Ϟ Rp Beğenileri : 12

Feichin McCormack
Daire Başkanı
'Barthélemy'lerin cömert bağışı sayesinde...'
'Davamıza yaptığı yardımlar için Mösyö Barthélemy'e ...'
'Nicolas'ın hakkını elbette ödeyemeyiz fakat...'
'Barthélemy Ailesi'nin destekleri sağolsun...'
'Barthélemy...Barthélemy...Barthélemy...Barthélemy...Barthélemy...'

Damarlarında gezen Veela büyüsünü ayırt etmekten aciz bir sersem ve onun ne idüğü belirsiz tohumları! Bahçeye dadanan yercüceleri gibi denge tanımayan sinir bozucu mahlukatlar; şerrin merkezi Fransa'dan gerek Bakanlık'a gerek Bellatores'e akan paranın keyfini süren solucanlar! Ne ile oynadığını bile bilmeden Büyüceşura'yı dürtmeye kalkmak ha? Demek sırları dökmeye meraklısınız, birinci elden öğrenin öyleyse! Bahçeyi zararlılardan temizleme vakti çoktan geldi. Hepsini yol, yol, yol, YOK ET!


Üstüne çektiği karanlığı paylaşmaya gelen ihtiyarın adımları, sabrının son kırıntılarından geriye sayıp planı başlatan bir saatin tıkırtıları gibi düzenle yaklaştı ilgiyle kabarttığı kulaklarına. O gelmeden başlamamıştı elbette; onun da burada olmak için en az McCormack kadar sebebi olduğu şüphesizdi. Yanında olduğundan kuşku duymadığı bastonun tokmağından yansıyan ay ışığı saklandıkları gölgeyi delip önündeki duvarda haleler bırakacak kadar yaklaştığında adamın sesi duyuldu.

"Gündüz külahlı gezersin, gece kukuletalı..."

Bir lafını da evirip çevirmeden, deyişlerle bilmece haline getirmeden söyle be adam!

"Hah... insan ailede ne görüyorsa, eninde sonunda ona dönüşüyor demek."

Son birkaç saniyedir üzerinde hissettiği bakışlarla buluşturmak amacıyla geriye çevirdi yüzünü, fakat Crassus yaşlı gözlerini kendisinden uzaklaştırıp malikaneye çevirmişti düşünceli bir halde. Harekete geçmelerine sayılı nefes kalmışken bile içinde bulundukları durumu tarttığına, hesaba katılmamış bir pürüz aradığına şüphe yoktu. Tecrübesiyle yarışamayacağı adamın son değerlendirmeleri kendi yerine yapmasına izin verdi McCormack da, malikaneyi değil adamı izlemeye başladı. Aklından geçenleri bilemezdi ama ne aklaşmış gür kaşlarına ne de dipsiz bir kuyu misali kapkara gözlerine kararsızlık yansımıştı, bu iyiydi. Kafasındaki düşüncelerden sıyrılıp vaktin geldiğini söylediğinde bir an bile şüphe duymadı bu yüzden, sadece onun yüzünü izlemeye devam etti sessizce. Bu gece için doğru seçim olduğuna inandığı ortağı, bekleyişini sona erdirip kendisini gösterdiğinde de kırış kırış hatlardaki en ufak değişimi yorumlamak için inatla gözlerini dikmeye devam etti.

Küçümseme mi o? Kararlarımla alay mı ediyor!

Alaycı gülümseme eşliğinde yöneltilen soruya Long'dan cevap gelmediğinde artık sessiz yüz okuma uğraşına bir son verip "Tanıdığım en güvenilir kişilerdendir." dedi; cevabını seslendirirken 'güvenilir' dediğinde Crassus'un yüzüne bakarak, 'kişi' derken ise bakışlarını cincüceye çevirerek vurgulamıştı kelimelerini. Bu gece yaptığı ve yapacağı saldırılardan ilki ne denli etkliliydi bilinmez, fakat gümüş topuzlu bastondan yansıyan ay ışığını ikinci kez görüyordu testraller göğsüne doğrultulmuş şekilde. Anlaşılan ihtiyar, küçük atışmalarla zaman kaybetme niyetinde değildi ki söylenileni duymazdan geldi ve ağzından dökülenlerle McCormack için harekete geçmek dışında bir yol bırakmadı. Karşı çıkacak değildi elbette. Heyecanla kaşınan asa eli saatlerdir bu anı beklemişken ufak tefek laf dalaşlarıyla konuyu uzatmanın lüzumu yoktu. Aldığı komutu başının bir hareketiyle cincüceye aktardı ve kendisi hiç ihtiyacı olmadığı motivasyon konuşmasını dinlerken çoktan açılan kapıdan içeri girmesini işaret etti.




Long'un birkaç adım gerisinde yavaş ama kararlılıkla atıyordu adımlarını malikaneye yaklaşırken. Kapıda karşılaştıkları acınası sürprizlerin ardından yenilerini bekleyen tetikteki eli asasını kavramasıyla canlanmış, vücudunun önünde yazgısını gösteren bir pusula iğnesi gibi seğiriyordu.

Soğuk sabahı kaplayan kaçılmaz bir sis gibi saracağım bu lanetli araziyi; felaketi olacağım, çökeceğim tüm hiddetimle. Yeşil nedir bilmeyecek bu topraklar ben üstünden geçtikten sonra, mezar karanlığını yeryüzüne taşıyacağım, üstündekileri altına sokacağım. Öğrenecekler gazabımı ama fayda etmeyecek, pişman da olsalar son anlarında, hepsini yutacak, çürütecek...

Dikkati hala yollarında bulunabilecek tuzakları araştırmaya yönelmiş cincücenin ardında bir karaltı belirdi aniden. Rahatlıkla rüzgarın havalandırdığı yapraklarla karıştırılabilecek kadar zayıf hışırtı dışında tek bir uyarı bile vermemişti varoluşu. Gözleri sadece hedefindeki duvarlara dikilmiş McCormack ise kalbinin tek bir atışına eşlik eden sürede önünde cisim bulan varlığı küçük çıplak ayaklarının ezdiği yapraklardan bile erken farketmişti.

Kayıp mı oldun küçük kurbağa? Belli ki yanlış yola sapmış, yuvandan ayrı düşmüşsün. Farkında değil misin ki buralar senin için fazla tehlikeli? Ama merak etme tatlı nazik Feichin burada, seni ailenin yanına gönderecek... Veya önce seni gönderir de aileni sana yollar...

Uzun gri kulaklar çevresini algılamak ümidiyle titreşirken McCormack'ın asası kendi yolunu çizip yukarı kalkmaya başlamıştı bile. Kapıda karşılaştıkları tuzaklar herhangi birini yakalamaktan aciz olsa da, en azından bir ev sakininin beklenmedik bir durum olduğunu öğrenmesini sağlamıştı anlaşılan. Neyle karşılaşacağını bilememenin endişesiyle titreyen paçavralar içinde bir ev cini.

Yorgun görünüyorsun, belki bir ninni söylerim sana.

Asa varmak için can attığı yüksekliğe neredeyse varmıştı: sarkık yanakların üzerinde, akı dışında zorlukla gözüken koskoca iki göz.

Uyku vakti geldi Küçük Kurbağa, yum gözlerini
Koy minik başını,  süzül düşler dünyasına

Gece uzun karanlık, dikkat et kapmasın seni
Korku geldiyse kapına, saklan tatlı boşluğa

Unut acıları kederleri, dinle sadece sesimi
Kurbağam'a son mısram:
 "avada kedavra"

Yeşilin içinde boğulan küçük beden, çözülen ruhunun ardından yere yıkıldığında McCormack ilgisini kaybetmişti bile; yeni misafirlerle karşılaşmadan işleri biraz hızlandırmak iyi olacaktı. Malikaneye bu kadar yakında başka tuzak olması da akla yatkın değildi zaten. Hala ne olduğuna anlam verememiş,  kafası karışık halde kendisine bakan cincüceye döndü ve "evin çevresini dolaş, içerideki kimsenin dışarı çıkmasını istemiyorum." dedikten sonra sırasını beklemeye başladı.

Sadece biraz daha, çok az daha... 'Büyük' Barthélemy' Ailesi aradığını bulacak..





Merovenjler Ölümü Asla Unutturmaz HWSAVc
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kroiz Long
Sihirli Yaratık
Ϟ Rp Beğenileri : 14

Kroiz Long
Sihirli Yaratık
Kroiz, Feci Bey’in komutu ile kafasını sallamış ve bahçeyi gezmeye başlamıştı. Son aşamadan önceki kontrolleri yapmak aslında iyi bir fikirdi ve kendisine bu görev verildiği için mutlu bir şekilde kısa bacaklarının izin verdiği kadar hızla kapıları kontrol etmeye gitti. Ay ışığında yaprakları parlayan ağaçların altından geçerken bir yandan evini düşünüyordu. Ah belki de bu teklifi ‘daha sonra yaparız yeah’ diyerek erteleyebilirdi. Şimdi küçük odasında, bacaklarını uzatarak köpeğini sevmek varken neden buradaydı ki? “Lanet olasıca kontlar.” diye homurdandığı sırada evin ana girişine vardı. Kapının önündeki basamakları yavaşça çıkarken asasını çıkardı ve okşadı “Hadi bakalım sana iş çıktı be tatlım.” diye fısıldadıktan sonra asasını kapıya doğrultarak büyülü kelimeleri söyledi: “Colloportus.”

Kontrol amacıyla kafasının hizasında olan kapı koluna tutunarak geriye doğru sallandı. Kendi ağırlığı ile bir santim bile hareket etmediğinde “Eh oldu galiba.” Diyerek diğer çıkışları kilitlemek üzere görevini yapmaya devam etti. Sonraki kapı, bir pencere, sonraki kapı, bir pencere… Böyle devam ederken sonunda evin çevresini dolaşarak kilitleme işlemini bitirmişti. “Ay bacacıklarım. Of yorulduğm. Ay bu evin sahibi olan kontun kafasına tüküreyim!” diye söylene söylene yaşlı konta ve Feci Bey’e doğru gitmeye başladı. O sırada aklına bir kuşku belirmişti; arka camı kilitlemiş miydi? Böyle bir ihmale izin verilemezdi, derhal durduğu yerde u dönüşü yaparak evin arkasına doğru yöneldi.

‘Yaşlandım mı acaba? Zaman geçiyor ve ben daha da unutkan oluyorum. Ah sonraki basamak kellik mi? Hayır! Kel olmam, olamam! Ben genç ve hanımların gözdesi Kroizim! Mükemmel saçlarım ve baştan çıkarıcı bıyığım olmaz ise ne olurum!’ diye düşüne düşüne tekrar evin arkasına geldiğinde ise karşısındaki duvara boş boş bakarak ‘Dur ben neden gelmiştim buraya.’ diye düşündü. ‘Ney unuttuysam önemli değildir’ mantığı ile tekrar uzaklaşmış, tam da o anda aklına unuttuğu şey olan camı kontrol etmek geri gelmişti. Kafasına avucunun içiyle vurarak “Ah şapşal kafam ah! Zaten babacıklarım ağriyeh şimdi de tekrar oraya gitmem mi lazım? Yok almayayım.” diye söylenene söylenene evin önüne geçti.

Feci Bey’in yanına geldiğinde adamın bir şey tuttuğunu fark etti. Tam ne olduğunu soracakken adamın kapıyı açmasını söylemesi için en başta kilitlediği kapıya giderek önce büyüsünü bozmuş, ardından normalde de olan kilidi açarak kapıyı aralamıştı. Feci Bey elindeki maddeyi kapıdan içeriye fırlatırken görebilmişti ne olduğunu; bir ev cini cesedi. Bu gece en son görmeyi beklediği şeydi bu. Gözleri yerinden çıkacak gibi açılmışken bir içeriye atılan cesede bir de hiçbir şey olmamış gibi duran karalar içerisindeki adama bakıyordu. Yoksa tuzakları kontrol ederken arkadan gelen ve ‘Ayyaşın teki yolda düştü mü ne?’ diye geçiştirdiği gürültü, bu zavallı cincücenin son duyduğu ses mi olmuştu? ‘Aaaa kaşla göz arasında birini öldürmüş…” diye endişeyle kapıyı kapattı. ‘İçeride kont dışında biri yoktur… Değil mi?’ Tekrardan kilitledikten sonra son olarak toplu kilitlemek adına evden birkaç adım uzaklaştılar ‘Yok yok canım. Feci Bey de iyi adam kesin yaptığının altında bir neden vardır.’. Yeterince uzaklaştığında tek ayağının üzerinde dönerek “Hazırsanız son kilitlemeyi yapıyorum.” dedi ve ardından tekrar asasını doğrultarak “Protego” diye fısıldadı. Büyüyü tamamladığında, bütün yaptığı büyülerden ve kısa bacaklarıyla durmadan koşturmaktan yorulmaya başladığı için olduğu yere çöktü ve beklemeye başladı.




aw ye:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Feichin McCormack
Daire Başkanı
Ϟ Rp Beğenileri : 12

Feichin McCormack
Daire Başkanı
"Hazırsanız son kilitlemeyi yapıyorum."

Sabırsız bekleyişi esnasında donup kalan zaman, vurulduğu zincirlerini kırmış ve McCormack'ın zihnini bedeninden ayıracak kadar güçlü bir anafor halinde dönmeye başlamıştı. Sıranın kendisine gelmesini bekleyen asası ise cincücenin işini bitirdiğini hissetmiş gibi avucunun içinde heyecanla titreşiyordu; haksız da değildi, sıra ondaydı. Bakışları malikaneden tek bir saniye bile ayrılmadan, karşı koyamadığı bir çekimin kontrolündeymişçesine adımlamaya başladı hedefine doğru. Oflayıp poflayarak yanından geçip yere oturan Long'un evin çevresine çizdiği efsunu arkasında bıraktığında durdu ve gözlerini kapadı.



Beklemesi güçtü ama değdi, her bir damlasını getirdim karanlığımın. Öfkemle tutuşturacağım, salacağım üstünüze pisliğinizi son zerresine kadar temizlemesi için. Dört nala koşacak peşinizden, saracak çevrenizi kan kırmızısı ışığıyla, bir uykudan diğerine düşerken son gördüğünüz ölümün şaha kalkmış silüeti olacak tepenize çökmeden önce.

Yumduğu gözkapaklarında dans eden turuncu ışıltıları karşılamak için araladı gözlerini. Bir ejderhanın göğsüne dayamış gibi yanmaya başlayan asa elinin önünde gürlemeye başlayan alevleri izlemeye sadece bir an için vakit bulabildi. Kimilerince adını anmak bile uğursuz sayılan testrallerin bedeninde hayat bulmuştu alevler asasının ucunda ve daha o an elindeki dizginlerden kurtulup yaratıcısını yok etme çabasıyla kudurmuştu. Bu lanetli ateşi kontrol etmek için ona bir hedef vermesi gerektiğini biliyordu McCormack, bunu yapmak için de bütün iradesini kullanması gerektiğini.

Çek al hayatı içinden, kurut bu bataklığı; yok et içindeki bütün değersiz tohumları. Kalmasın ayakta tek bir duvarı, kül olsun dağılsın. Her bir nefes yaksın soluyanı, parçalansın, külden tabutuna karışsın. Sımsıkı sar kollarını dört bir yandan, kafes ol hapset; biri bile kaçamasın, tarih olsun Barthélemy denen illet.

Sımsıkı kapattığı dudaklarına rağmen aldı komutunu alevler ve anında alevden kanatlarını açıp tırmanmaya başladı malikanenin ana kapısına giden merdivenleri. Turuncu sel kapıya vardığında iki kola bölünüp duvar boyunca sürdürdü yayılışını, dörtnala koşuları ardını boydan boya tutuşturarak devam etti yollarına. Evin çevresinde göz açıp kapayıncaya kadar tamamladıkları birkaç turdan sonra ahşabın çıtırtısı gecenin sessizliği içinde duyulur olmaya başlamıştı. Onlara fethedecekleri yeni yerler vermedikçe kontrolü elinde daha fazla tutamayacağını anlayan McCormack da son hamleyi yapmanın zamanının geldiğine karar verdi ve gözlerini bütünlüğü bozulmaya başlamış ana kapıya dikti.

Kuşatmanı yaptın, aşılmaz duvar oldun, artık yeter; şimdi akın zamanı! Son emrim bu, gir yarattığın boşluktan içeri ve tamamla görevini. Yok et.

Yayılıp büyüyerek bir sürü haline gelmiş alevler yeni hedeflerini alır almaz kapıya yöneldi ve engeli hiç zorlanmadan aşıp malikanenin içine ilerledi. Açılan boşlukta sadece bir anlığına ev cininin cansız bedenini görebilmişti alevler tarafından yutulmadan önce. Hükmünü bitiren beyanıyla birlikte asasını indirip bağı koparan McCormack artık beklemenin kendisi için bile tehlikeli olduğunun farkındaydı fakat açgözlülükle parlayan gözlerini önündeki manzaradan ayıramıyordu. İlk katın pencerelerinde birer birer gözükmeye başlayan alevlerin üst katları hakimiyetine aldığını görmek isterdi, en azından bir çığlık duymak...

Boğaz parçalarcasına başlayan ama yarısında kesilen bir çığlık...

Lanetli ateşi kontrol etmek için gerekenden bile fazla bir irade gücüyle bakışlarını kaçırdı. Yapması gerekeni tamamlamıştı ve biraz keyif için almaya değmeyecek bir tehlikeydi bu kadar yakında beklemek. Bir adım geri gidip kalkan büyüsünün dışına çıktı ve yüzünü hala oturduğu yerden evi izleyen cincüceye çevirdi. Ne biraz önce gerçekleştirdiği eyleme duyduğu heyecanı ne de sonuçlarını gözleyemediği için duyduğu hayal kırıklığını yansıtan tekdüze bir sesle kısaca "Gitme zamanı" dedi ve bahçe kapısında kendilerini bekleyen Crassus'un yanına dönmek için yola koyuldu.

Kim bilir haberimin olmadığı ne çıkarına hizmet ediyorsa, bir isteğin daha oldu ihtiyar, bu iş de tamam. Umarım çıkarlarımız bir gün çakışmaz....




Merovenjler Ölümü Asla Unutturmaz HWSAVc
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Crassus Merovech Rischer
Büyücü
Ϟ Rp Beğenileri : 11

Crassus Merovech Rischer
Büyücü


Bir cadının infazını sergileyecek zalim bir engizisyoncunun dinmek bilmeyen ateşi misali kavurmuştu lanetli alev, malikanenin tahtalarını birbiri ardına, cayır cayır. Çıtır çıtır sesler yükseldi ilk önce gecenin kuru sessizliğini bölen, peşinden de birkaç yırtıcı çığlıktı koyuverilen. Antik ve bir o kadar da devrik kralların devasa heykelleri nasıl karşı koyamazsa zamana ve devrilirse birer birer toz toprak zemine; işte öylesine yanarak devriliyordu bahçenin yaş ağaçlarını süsleyen dallar, ölmek için fazla genç olduklarını haykıran çıtırtılarıyla beraber içten içe. Zira insanoğlunun doğaya karşı ilk zaferi değil miydi ateşe hükmedebilmek? O güne değin hiçbir türün tadamadığı bir kudret değil miydi kızgın ve kor alevleri, azgın ve toy bir beygir misali ehlileştirmek?

Yine de aptaldı insanoğlu, unutuyordu kolayca. Onları uygarlığa taşıyan büyücüleri unuttukları gibi, büyücülerin devşirdikleri ve bir hokkabaz sanılmanın ötesine geçebildikleri o muazzam devirleri unuttukları gibi unutuyorlardı hem de. En önemlisi de, onları muggleların basit yaşamından müstesna kılan, ayrıcalıklı birer istisna olduklarını unutuyorlardı. Unutulmak ise, ölüme karşı sefil bir yenilgiyi kabullenişten ibaretti sadece.

"Si ne obliviscaris, non morietur in aeternum."

Hanesinin malum sözleri... Pek bilinmezdi, çok da dillendirilmezdi. Ezbere bildiği bir ilahinin kelamı gibi döküldü Crassus’un soluk ve kuru dudaklarından. Testral şeklini almış kızgın alevlerin, dört nala avını arayan ilkel bir yırtıcı misali, dört döndüğünü kestirebiliyordu geceye ağıt yakar gibi gökyüzüne uzanmış o kızıl çatının altında. Tekrar bir göz atma ihtiyacı duymuştu ihtiyar, parmaklarının arasında evirip çevirdiği köstekli saatin birbirinden yavaşça uzaklaşmakta olan mekanik uzuvlarına. Karamsar bir hale bürünüyordu artık, saatlere her baktığında. Sanki her defasında, biraz daha soluyordu demir yuvarlağı kavrayan avucu. Çizgileri kısalıyor, kısaldıkça bir o kadar da derinleşiyordu.

Bünyesine tezat bir canlılıkla feveran eden yangının yarı kırmızıya boyadığı avucundan ve içindeki demir yuvarlaktan ayırdı gözünü nihayet. Bu kadar manzara keyfi, onun için fazlasıyla kafiydi. Saatini cebine, elini ise bastonuna attı yeniden. Zamana ihtiyacı vardı. Hem de çok fazla zamana... Yorgun adımlarıyla uzaklaşırken Barthelemy hanesinin yanık ahşap ve et kokan harabesinden, göz ucuyla bir işaret yolladı bu gecenin maharetli cellatlarına. O kadar evladı dururken bir McCormack’ın işine bu denli yarıyor olması, talihsiz bir ironi olabilir miydi? Eskiden olsa bu ironi gülümsetirdi onu. Şimdiyse tiksinti duyacağı bir endişenin yüreğine kök salmasından başka bir işlevi yoktu. Karamsar bulutlar çevreliyordu düşüncelerini.

Bir varis gerekiyordu ona...





Merovenjler Ölümü Asla Unutturmaz 2MNrO2
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Merovenjler Ölümü Asla Unutturmaz
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hogwarts-RPG :: İngiltere :: Barthélemy Malikanesi-