Bellatores
Döneminin Baş Seherbazı, Ezekiel Harris tarafından kurulan örgütün anlamı Adaletin Savaşçılarıdır. Resmi olarak 1970 yılında kurulan ve kendisine bu ismi veren grup, aslında 1960 yılından beri gizliden gizliye varlığını sürdürmektedir.
Bu topluluk, tek bir amaç için kurulmuştur; adalet. Sihir bakanı Austin Hudson’ın adaletsizce sürdürdüğü 35 yıllık hükümdarlığa ve insanların inatla yok saydığı diktatörlüğe dur demek için, özgürlükçü ve yenilikçi bireylerin bir araya toplanmasıyla oluşmuştur. # Devamı İçin TIKLAYINIZ!
Scuta
Ingemar Byström tarafından ‘Düzenin Kalkanı’ adı altında kurulmuşlardır. 1970 yılında, Bellatores gibi güçlü bir örgütün ortaya çıkışı ile, birnevi mecburiyet sebebiyle savunma gücü olarak ortaya çıkmıştır.
İlk kuruluş amaçları düzeni (Bu vesileyle aslıda Sihir Bakanı ve bakanın inançlarını) korumak olsa dahi, çoğu üyenin katılım amacı doğrultusunda daha nebze Bellatores’u ortadan kaldırmak şeklinde amaç kayması oluşmuştur. Buna rağmen liderleri Byström, bu amacı reddederek tüm isteklerinin halk tarafından demokratik yollarla beş kere seçilmiş olan bakanı ve bununla beraber düzeni korumak olduğunu birçok kez belirtmiş, belirtmeye devam etmektedir. # Devamı İçin TIKLAYINIZ!
KARAKTER DEĞİŞİM ARACI
♣ Karakter Değiştir ♣
K.Adı:
Şifre:

HOGWARTS: AÇIK!
TARİH: KASIM 1975

Paylaş
 

 Londra'daki Son Yaz II

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Auguste Marcel Barthélemy
Sihir Basın & Yayını
Ϟ Rp Beğenileri : 87

Auguste Marcel Barthélemy
Sihir Basın & Yayını
1972 Temmuz


Sanki çığlık atıyormuş gibi bir ses. Sanki canı yanıyor gibi. Hoş bir his var içimde. Gülümsüyorum olmayan vücudumun, olmayan yüzü ile. Bir leylek uçuyordu. Bana geliyor.du Ağzında bir şey taşıyordu. Bir... Eldi bu. Kimin eliydi? Ağzını açtığında elin çürüdüğünü gördüm. Kurtlanmıştı. Morumsu, korkunç bir hal almıştı. Sanki yıllar önce gördüğüm bir kızın, gerçekleşmemiş kehaneti gibi. Çürük kokusu geldi burnuma. Yanık ve çürük.


"Ananısatayım!" Kafamı korku ile kaldırdım. Derin derin nefes alıyordum. Daha demin odamda, görücülük ile ilgil kitapları karıştırıyordum. Bir anda kafam öne doğru yatmıştı ve tekrar bir görü dolmuştu beynime. Bu seferki normalden çok daha simgeseldi. Kendime gelmek için sırtımı yasladım oturduğum sandalyeye. Bir önceki görümü bundan sadece 2 gün önce görmüştüm. Derin derin nefes alıyordum. En son bu kadar yakın gördüğüm görü, Valéria'nın boğulduğu görüydü. Sürekli aynı şeyi üst üste görmüştüm ve sonunda da gerçekleşmişti. Şimdikinin ilk gördüğüm halini hatırlamıyordum. Arkadaşlarımla dışarı çıkmıştım ve bira içiyordum. Alkol beynimi karıştırdığı için gördüğüm simgeler aşırı karışık çıkmıştı ve hatırlayamamıştım. Sadece sisli şeyler hatırlıyordum bir de leyleği. 2 gündür leyleğin ne demek olduğunu çıkarmaya çalışıyordum. Masamın üstündeki su şişesini alıp sakinleşmek için kafama diktim. Yeterince içtikten sonra masanın üstüne tekrar bıraktım ve elimin tersi ile ağzımı sildim. Gözlerimi ellerimle kapatıp kafamı arkaya, sandalyenin arkasına bırakıp bir of çektim. Yine mi? Yine mi böyle saçma sapan bir şey ile uğraşmak zorunda kalacaktım? Bu en son olduğunda kabuslarıma girmeye başlamıştı o görü. Hala bile Valéria'nın boğulmuş bedenini görüyordum. Üstelik şimdi, bu gördüğümdeki el de bana Valéria'nın boğulmuş bedenini hatırlattığı için irkilmiştim. Böyle, bu şekilde beklemek isterdim ama biraz daha beklersem görüyü unutacaktım. Bazen rüyalarımdan bile kısa süre kalıyordu aklıma görüler. Kendimi zorlayarak doğruldum oturduğum yerde. Tüm bu simgelerle dolu kitapların içinde kaybolmuş olan görü günlüğümü çekiştirerek en üste çıkardım. Kalemimi mürekkebe sokup not almaya başladım.

Leylek.
Kopmuş bir el.
Anka.
Acı.
Hoşnutluk.
Çürük kokusu.
Kurtlar.


Ciddi bir şey olmalıydı. Ciddi olmasa bu kadar kısa sürelerde gözükmezdi. Valéria'ya anlatmalıydım. Endişeli bir şekilde elimi alnıma sürdüm ve yerimden kalkıp bir kat aşağıdaki ikizimin odasına gidip kapısını tıklattım. Her zaman odasında olan canım kardeşim bu gün yine dışarıdaydı. Yan odada oturmuş saçını tarayan Lara'ya baktım kapıdan. Pek kapısını kapatmazdı o. Valéria, kız kardeşlerim arasından en yalnızlığı seveniydi. Çoğunlukla yalnız kalmayı ve uyumayı severdi. Lara'ya, "Val nerede?" diye sordum. "Ne bileyim?" dedi ters ters. "Ne demek ne bileyim köle? Kapısını açmıyor, görmüşsündür çıktı mı çıkmadı mı?" diye tısladım. Nefret ediyordum Lara'nın işlerimi bu kadar zorlaştırmasından. "Ya, kızın nerede olduğundan sana ne Marcel?" dedi bu sefer de. "Ulann..." Sakin olmalıydım. Sabrımı sınıyordu ve bunu bilerek yapıyordu. Meydan okuyordu aklınca. Aptal köle işte! "Biliyor musun Lara?" dedim rahatsız olmuş bir şekilde gülümseyerek. "Siktir git." Kahkahayı koydu benden bir yaş büyük ablam. Asamı çıkardım. Sonra da Lara'yı tamamen boşverip Val'ın odasının kapısına tuttum. Kilit açma büyüsünü yapacaktım ama aklımda bir sürü senaryo vardı. Val geçen gittiği o kumarhaneye gitmişse bana haber verirdi değil mi? İki gün önce konuşmuştuk bunu. Bu kadar eşek olamazdı değil mi? Yani, kız kardeşim bazen beni çok şaşırtıp gerçekten aşırı eşek şeyler yapmıyor da değildi hani. Eğer gitmediyse neden açmıyordu kapıyı?

Yoksa...

Görüm geldi aklıma. Bir leylek... Leylek doğum gibi bir şeyi simgeliyor olabilirdi. Benimle birlikte doğan kişi, Valéria. Ölmüş çürüyen bir kol... Aynı Valéria'nın boğulduğundaki kol! Bir anda aklıma en kötüsü geldi. Valéria odasından pek çıkmıyordu değil mi? Çok da uyuyordu. Bu bunalımın bir göstergesiydi. Kıza atar koymuştum dün. Beni tutup endişelenmememi söylemişti. Her şeyin iyi olacağını. Ya kardeşim bunalıma girip ihtiharı denediyse? Şu anda da odasında, bileklerini kesmiş bir şekilde ölümü bekliyorsa? Yo hayır! Buna izin veremem!

Kilit açma büyüsü değil, en iyi bildiğim büyü geldi o an aklıma. Bu yüzden geriye bir adım attım ve "Bombarda!" diye bağırarak kapının paramparça olmasına neden oldum. Tüm evde yankılandı bu ses. Ben de bu patlamış kapıdan ikiz kardeşimin odasına daldım. "Valéria!" diye bağırdım adını endişe ile. Karşımda ise... Uykusundan yeni uyanmış, saçı başı dağınık Valéria'nın uyuşuk ve aynı zamanda da ne olduğunu anlamaya çalışan bakışları vardı. "Ne yapıyorsun be öküz?" dediğinde kaldım öylece. Yukarıdan babamın merdivenlerden inme sesi geliyordu paldır küldür. Lara da, patlamış kapıya geldi şaşkın gözlerle. "Oha! Babaaa, Marcel kapıya bombarda attı." dedikten sonra gülümsedi. Babam kapıya gelip "Oğlum! Sen kafayı mı yedin? Nereden çıktı bu?" diyerek beni azarlamaya başlaması ile Valéria'dan ona çevirdim kafamı. "Ben... Şey..." dedim utangaç bir şekilde. Valéria'nın başına bir şey gelmediği için sevinmem gerekirdi aslında ama yaptığım hareketi nasıl açıklayacaktım? Aklıma hiçbir şey gelmedi ve gözlerim doldu. Salak gibi şunu dedim;

"Anlayamazsınız. Beni çeken şey bombardanın yaptığı... Patlama sesi."  


-SON-




Londra'daki Son Yaz II Tumblr-o7cfuu-O0q-A1tjr19yo2-500-tile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
https://www.hogwarts-rpg.com/t2214-your-master-marcel
 
Londra'daki Son Yaz II
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hogwarts-RPG :: İngiltere :: Barthélemy Malikanesi-